Bağımlılık Terapisi Adana Çukurova Aile Danışma Merkezi

BAĞIMLILIK ve BAĞIMLIKLIK TERAPİSİ – ADANA

Günümüzde bağımlılığın ciddi bir halk sağlığı sorunu ve sosyal tehdit niteliğinde olduğu bilinmektedir. Bağımlılığı; belli süreç içinde gelişen zarar verici sonuçları olmasına rağmen zevke neden olan madde veya davranışların artan miktarlarda tekrarlanmasıyla yani bağımlılık yapıcı maddeyi aramayı ve kullanmayı sürekli hale getiren bir hastalık olarak tanımlanabilir. Kısacası bağımlılık, biyo-psiko-sosyal bir hastalıktır. Bundan dolayı bağımlılığın 4 farklı yönü vardır ve bunlar; biyolojik (buna genetik de diyebiliriz), psikolojik, sosyal ve kültürel bozukluklardır. Fakat bu hastalığın sebebini tek bir etken ile açıklamak mümkün değildir. Hastalığın ortaya çıkması için birçok etkenin bir araya gelmesi ve bütüncül bir bakış açısı ile ele almak gerekir.

Biyolojik temelli olmasının nedenine bakılırsa beyinde meydana getirdiği değişimleri baz alabiliriz. Ayrıca yapılan bazı araştırmalara göre genetik olarak da birden fazla genin bağımlılığın gelişimine katkıda bulunduğu kabul edilmiştir. 

Psikolojik boyutunu ele alacak olursak; bireyin yaşamında meydana gelen sorunlar veya bir anormal durum onu madde, alkol, kumar, internet gibi bağımlılıkların oluşmasına ve kullanmasına uygun bir hale getirebiliyor. Madde kullanımı kadar davranış bağımlılıkları da bireyin yaşamını olumsuz etkilemektedir. Örneğin; içine kapanık, asosyal olan bir birey toplum içine çıkabilmek ve etkinliklerde bulunabilmek için alkolü çok fazla bir miktarda kullanarak bağımlısı haline gelebiliyor ya da kişilik bozukluğu olan bir birey içindeki boşluk hissini doldurabilmek için internet üzerinden online alışveriş yaparak veya sosyal medyayı aşırılığa kaçacak kadar çok kullanarak bağımlısı olabiliyor. Bunların dışında bilgisayar oyunları, yeme, seks, kumar, şans oyunları gibi bağımlılıklar da tedavi edilmesi gereken davranış bağımlılığı türlerindendir.

Sosyal açıdan ele alacak olursak; bireyin sosyal hayatındaki rolü, sosyal ortamdaki saygınlığı, kendisini ve çevresini nasıl algıladığı bağımlılıkla ilişkili etkenlerdir.  Örneğin aile yapısında sürekli bir tartışma/kaos olan, ailesinin tutum ve davranışları aşırı baskıcı ya da tam tersi aşırı umursamaz olan ve yaşadığı yerdeki sosyal imkanların kısıtlı veya yetersiz olan bireylerin bağımlılık oluşma riski diğer bireylere göre daha fazla olabilir. 

Bağımlılığın inkar edilmeyecek bir diğer etkisi de kültürel etkidir. Örneğin; bir bölgede yaşayan bireylerin gerek aile yapısından gerekse çevresel faktörlerden dolayı belli bir bağımlılık türünü -bunlar madde ya da alkol olabilir- normal karşıladığı gibi, tersi olacak şekilde bir başka bölgedeki topluluğun veya ailenin ise aynı bağımlılık türünü normal karşılamaması kültürel etkiden dolayıdır. 

  • Bağımlılık Riskini Artıran Faktörler Nelerdir?

Bağımlılığın oluşumunda ve gelişiminde genlerin, çevrenin ve psikolojik durumların etkisi ile bu durumların birleşimi söz konusudur.

  • Aile ilişkileri: Aile içi ilişkilerin, madde kullanımını ve bağımlılığını etkilediği yönünde etkileri olduğu bilinmektedir. Ailedeki üyelerin veya ebeveynlerin en az birinin alkol tüketimi, uyuşturucu kullanımı, suç niteliğinde hareketlerde bulunmaları, ailedeki diğer bireylerin de bağımlılık riskini yükseltmektedir.
  • Akranlar ve Çevre: Uyuşturucu/sigara kullanan arkadaş çevresi olan bireyler, uyuşturucuyu/sigarayı denemeye ve kullanmaya daha meyillidirler. Çünkü merak duygusu, çok tetikleyici temel iç güdüdür ve gençler de sadece davranışları esas aldıklarından dolayı bağımlılık yapan maddeleri kullanmaya daha erken yaşlarda başlayabilirler.  Akademik başarısızlıklar ve yetersiz sosyal ilişkiler/beceriler, bireyleri madde kullanımına iten bir diğer sebeplerdendir. 
  • Kullanılan Maddeye Erişebilme Kolaylığı: Maddeyi elde etme kolaylığı veya zorluğu maddenin kullanımı açısından da önemlidir. Bunun yanında maliyet ve ulaşmak için gereken fiziksel çaba gibi etkenler de vardır.
  • Erken Başlama: Herhangi bir yaşta madde kullanımına başlamak, bağımlılığa sebep olabilir. Ama yapılan araştırmalara göre, birey ne kadar erken yaşta madde kullanımına başlarsa, bağımlı olma riski o kadar yükselir.
  • Kullanım Şekli: Maddenin kullanım şekli de çok önemlidir. Örneğin; uyuşturucuyu kullanırken, dumanının solunması ya da enjekte yoluyla vücuda girmesi uyuşturucu maddesinin bağımlılık yapma riskini yükseltmektedir. 

Bağımlılık, beynin istemli olarak kontrol edilemeyen alanlarında oluşan bir hastalıktır. O yüzden bireyin maddeye istek duyduğunu söylemesi, bir irade sorunu ya da şımarıklık değil, hastalıktan kaynaklı doğan beyninin verdiği bir tür alarmdır. İrade ise sadece maddeyi bırakırken ve iyileşmeyi istediği zaman devreye girer.

Ayrıca bir bireyin ailesi veya birinci derece akrabaları bağımlı olsa bile, bu o bireyin de bağımlı olacağı anlamına gelmez. Araştırmalara bakılarak geliştirilen fikirlere göre; genlere yükleyeceğimiz pay yüksek olsa da şartlar ve kişisel deneyimler genetik yatkınlığın aktif hale geçememesinde oldukça büyük bir paya sahiptir.

Madde bağımlılığı ya da bağımlılığın türü olan davranış bağımlılıkları da tedavi edilebilir hastalıklardır. Özellikle sağlıklı ve düzenli tedavi olan kişilerin, maddeyi veya davranışı bırakma oranları oldukça yüksektir.

Bağımlılık tedavisi; farmakolojik yaklaşımların yanı sıra psiko-sosyal etkilere dikkat edilerek uygulanması gereken bir tedavi olmakla birlikte rehabilitasyon programını da gerektirir. Bir bireyin tedaviyi kabul ederken ki yanlılığı, yaşadığı olaylar, aile ve çevre ilişkileri gibi durumlar bağımlılığın şiddetine göre değişir. Bu nedenle tek bir tedavi yöntemi yerine bireyin içinde bulunduğu duruma bakılarak (biyolojik-psikolojik-sosyolojik) birden çok tedavi programları uygulanmalıdır. Ayrıca günümüzde bağımlılığın önlenmesi ve rehabilitasyonunda sanat ile sporun iyileştirici bir etkisi olduğu bilinmektedir.

 

bir yorum bırakın